SURUÇ TEŞKİLATI KONGREYE GİDERKEN
Bir gün çok değerli bir hocam siyaset dersinde bize George Orwel’ın hayvan çiftliği adlı eserini okumamızı önerdi. Kitap okuma alışkanı olmayan bendenizin gözleri korkmuştu. Ancak kitabın 50 sayfa gibi ince ve resimli olması ve hocanın sınavda sorumlu tutabilme duyumu okuma isteğimi zorunluluğa çevirdi. Kitabı bitirdiğimde kitabın ne anlatmak istediği noktasında tek cümle anladım. Hayatta en tehlikeli şey insanın ya da bir ideolojinin kendi zıtına dönüştüğünde en tehlikeli şeye dönüşebileceğiydi. Bu insanın karşı çıktığı, yanlış bulduğu ve ‛‛arkadaşlar, ilk fırsatta bu yok edilmelidir! ’’dediği bir şey ile uzlaşırsa daha doğrusu o şeyin kendisine dönüşürse kendisine yapılanı ya da eleştirdiği ve yanlış bulduğu şeyin en alasını yapmasıdır. Bu durumda doğal olarak insanlar eskiden karşı çıktığı şeylere şükretmeye ve özlem duymaya başlar. Örneğin hayvan çiftliğindeki hayvanların ideallerinden/isteklerinden birisi :‛‛eğer, çiftlik yönetimini/iktidarını insanlardan alırsak; hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecektir!’’diye inanılmasına rağmen iktidar ellerine geçtiğinde bu idea/istek ‛‛hiçbir hayvan sebepsiz bir yere öldürülemez.’’diye değişime yani kendi zıtına dönüşmeye başlamıştı. Zaten kıyamet ve tehlikede bundan sonra başlar.
Bunun sebepleri üzerine bir sürü açıklama/Çözümleme getirilebilir. Ancak burada anlatmak istediğim kongreye hazırlanan Suruç da Barış ve Demokrasi Partisi’nin buna örnek oluşturuyor olmasıdır. Yani kendi zıtına dönüşme potansiyeli noktasında örneklerinin var olmasıdır. En basit şekliyle daha önce ki yazılarımda da belirttiğim gibi Suruç da sosyal yapıya -örneğin aşiretçiliğe-en ciddi eleştiriyi barış ve demokrasi partisinin geleneği getirmiştir. Bu başarısının yanında tabana dayalı siyaset, şeffaf belediyecilik, emeğe saygı, eşit cinsiyetçilik, eleştiri-özeleştiriye dayalı muhalefet gibi birçok demokratik değerlere ilişkin söylemleri de siyasi bir talep haline getirmeyi başarabilmiştir. Ama tehlikenin kendisini gösterdiği ve kendi zıtına dönüşme sinyallerinin verildiği nokta da bu söylemlerin kendisidir.
Elbette, demokratik değerleri ideolojik bir söylem haline getiren hiç kimseye demokrasi dersi verme niyetinde değilim. Ama bazı yanlışları ortaya koyabilmek için kimi tanımları doğru koymak gerekmektedir. Örneğin tabana dayalı siyaset denildiğinde adından da anlaşılacağı gibi kararların halkın onayından/rızasından geçmesidir. Daha da açıkçası merkezin yerel/halk üzerinde bir yönetimi değil; yerelin merkezin yada yönetimin üzerinde bir yaptırımı söz konusudur. Bunun böyle olmasına rağmen DTP ve BDP’nin bunu böyle söylemesine rağmen bugüne kadar DTP’nin Suruç da pratikte bu eksenli bir örneğinin olmaması ile birlikte tersi yaklaşımlar görülebilmektedir.
Aynı şekil şeffaf belediyecilik ve demokratik yönetim gibi diğer örneklerde de kendisini göstermektedir. Örneğin emeğe dayalı siyaset ve şeffaflıkla uyuşmayan en talihsiz kararlardan biride bazı eski yöneticilerin ihraç edilmesidir. İhraç gerekçeleri ihraç edilenler arasında ki kimi insanı tatmin edememiş aynı şekilde kahve köşelerinde ve esnaf arasında dolaşan söylemlerde bunlara yapılanların bir haksızlık olduğu yönündedir. Bu ve benzeri pratikler kendi zıtına dönüşme tespitime örnek olması önemli değildir. Önemli olan BDP’nin teorisini pratikte göremememizdir ve bunun söylemlerinin samimiyetini gölgelemesidir.
Yukarıda değindiğim BDP’nin teorideki değerleri elbette özellikle küreselleşen bir dünyada önemli değerlerdir. Şu anda ve önümüzdeki yıllarda kendisini dünyaya (özellikle orta doğuya) dayatacak ve dayatan değerler yerellerin güçlendirilmesi doğal olarak tabana dayalı siyaset gibi oluşumlardır.
Kongreye hazırlanan BDP umarım kongreyi sadece bir yönetimin seçilmesi olarak değerlendirmez kendi söylem, pratik ve geçmiş kararları ile yüzleşebilmeyi başarabilir.
Mahmut.zdemirkol@gmail.com
Bu haber 428 defa okunmuştur.