OKUMA KAMPANYASININ EKSİKLERİ
Söz konusu okumanın önemi olunca herkes aynı kelimelerle olmasa da aynı düşünceyi paylaşır. Okumak önemli midir diye bir imama sorarsak muhtemelen şöyle der: ″peygamberimize inen ilk ayet okudur. Okumak önemlidir. Bizler o yüce insanın ümmetleri olarak okumalıyız. ″diye devam eder. Aynı soruyu bir eğitimciye sorarsak alacağımız cevap muhtemelen ″her şeyin başı okumaktır!″ olacaktır. Bir psikologa yöneltirsek aynı soruyu o da ″düşünmenin kavramlar arası iletişim olduğunu kavramların ise ancak okumak ile elde edilebileceğini söyleyerek daha iyi düşünmek için kavramımız olmalı daha çok kavramın yolu ise daha çok okumak olduğunu anlatır. Okumanın önemini önümüze gelen ilk amcaya sorarsak: evlat! Diye söze başlar ″okuyandan zarar gelmez.″ diye devam eder.
Bizler birer imam, öğretmen, esnaf, anne, baba… Yani halk olarak okumanın önemini bilir iyi bir şey olduğunun farkındayızdır. Hepimizin bunun nedenlerine verecek cevapları çoktur; ancak bunun nasıllarına verecek cevaplarımız çok nadirdir. Demek istediğim bizler şüphesiz iyi niyet ve farkındalık ile okumanın gerekliliğini söyleriz; ancak önemli olan bunun nasıl olacağıdır.
Biliyorsunuz kısa bir süre önce ışığımı arıyorum adlı kampanya ile Suruç’ta da okuma seferberliği başladı. Bu kampanya başladığında bazı insanların kafasında haklı olarak bunun bir gösterişe yönelik faaliyet ya da saman alevi gibi sönmemesi temennileri vardı. Bu kampanyanın gösterişe yönelik olduğu ya da saman alevi gibi söndüğünü söylemek hem erken hem de kampanyanın sorumlularına ve destek veren insanlara haksızlık olacaktır. Ama kampanya amacına ulaştı mı diye sorgulamak gerekmektedir.
Bunu sorgularken yine aynı konuya geri dönmek zorundayız. Önemini bildiğimiz okumanın nasıl olacağının ya da ″okumak önemlidir″ cümlesini nasıl anlamlı bir hale kavuşturabileceğimize cevap verilmelidir.
Biliyorum ki Suruç’ta bizim nasıl olacak sorumuza cevap verecek yeterlilikte birçok değerli insan ve birçok değerli öğretmenlerimiz vardır. Ancak bu noktada lütfen onlara sitem etmemize alınmasınlar. Kaldı ki sitem etmek zorundayız. Bildiklerinizi kendi kafanızda en iyi ihtimalle sadece kendi sınıfınızda ya da kendinizle sınırlamayın. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki bildikleriniz sizin kafanızda kaldıkça bir yararı olmayacaktır. Bizlerle paylaşın. Biz halk olarak günahları ile sevapları ile sizlere emanet ettiğimiz öğrencilerimiz üzerinden bir köprü misali onları kullanarak sizin bilgilerinizden faydalanamıyoruz. Bu elbette yanlıştır; ancak bu yanlış size bir doğru çıkarmıyor. En azından siz onları kullanarak bize gelin. Kısacası ailelerle daha geniş anlamda halk ile bağ kurmalısınız. Burada elbette idari ve mülkü amirlerin desteği gerekmektedir; ancak asıl olan onların emri ile yapmaktan ziyade bunu gönüllük temelinde yapabilmektir. Bu temelde bu işin eğitimini almış, bu işin yetkilileri bu işin yeterlileri proje geliştirmeli bu projelerini yetkili makam ve sivil toplum kuruluşları ile paylaşmalıdır. Bu değerli insanlarımız en azından öğrenci aile birlikleri ile sivil toplum kuruluşları ile gönüllük temelinde sıkı bir ağ kurması gerekmez mi! Ya da tersi durumda geçerlidir. Sivil toplum kuruluşları aile birlikleri bu insanlarla bağ kurması gerekmez mi? Birbirlerini en azından bir konferansa davet edip bunu bizimle paylaşamazlar mı?
Işığımı arıyorum kampanyası ile bunun afişlerini, pankartlarını Suruç’un en işlek caddelerine asmak, idari amirlerin talimatı ile günde yarım saat kitap okumak elbette hiç bir şey değildir demiyorum ama sonuca ulaştıra bilecek mi noktasında kaygılarım var. Bir memura amirinin talimatı ile yarım saat kitap okunması gerektiğini söylersek; biz o memura şunu demiş olmaz mıyız: ″amirini gördüğün zaman kitap okumalısın.″
Bu yanlış anlaşılmasın hiçbir şey değildir demiyorum ama bunu gönüllük asasına çekemedikçe en önemlisi bunu evdeki anneme, çarşıda ki babama, okuldaki kardeşime anlatamadıkça onları da ikna edip işin içine katamadıkça cadde ki afişin ve reklâmın önemi sadece zaten okuyan çok az insanın dikkatini çekecektir. Halkın dikkatini çekecek onları da bu işe katacak projelere ihtiyacımız var. Örneğin halkında davetli olduğu geniş katılımlı ve ödüllü, okullar arası kitap okuma yarışmaları düzenlenebilmelidir.
Şunun farkında olmalıyız ki eğer ışığımı arıyorum ve benzeri kampanyalar gönüllük temeline çekilemedikçe amacına ulaşamaz; en önemlisi ise bu tür kampanyalar idari amirler ya da mülki amirlerin görev süresi biter ya da başka yerlere tayinleri çıkarsa kampanyada biter. Bu fırsatı kullanarak bu kampanyayı daha tabana gönüllü bir şekilde yaymak zorundayız.
(bu yazı pirsus gazetesinde yayımlanmıştır)
Bu haber 172 defa okunmuştur.